- Haziran 30, 2017
- Yayınlayan: Fulya Eğrioğlu
- Kategori: Psikoloji

ÖZET
Yeme bozuklukları ve kişilik bozuklukları arasındaki ilişki son yıllarda bilinen ve üzerinde yoğun çalışılan konular arasında yer almaktadır. Biyolojik etkenleri destekleyen hipotezlerin yanında sosyakültürel ve psikodinamik çalışmalar da yapılmaktadır. Araştırmalar bazı mevcut kişilik özellikleri ile birlikte yeme tutumu ve kişilik bozukluklarının yeme bozukluklarıyla beraber görülebileceğine dair bulgular sunmaktadır. Yeme bozukluğu olan hastalarda en az bir kişilik bozukluğunun görülme olasılığı yüksektir. Dolayısıyla kişilik özelliğinin ya da kişilik bozukluğunun yeme bozukluklarının gelişiminde önemli rolü olduğu bilinmektedir. Kaçıngan, borderline (sınır kişilik) ve obsesif kompulsif kişilik bozuklukları (OKKB) anoreksiya nervozanın tıkanırcasına yeme/çıkarma tipiyle ve bulimiya nervozayla birlikte daha sık görülmektedir.
Etiyolojik çalışmalarda, kişilik bozukluğu ile yeme bozukluğu arasındaki ilişkide kişilik özelliklerinin ya da kişilik bozukluğunun yeme bozukluğuna ya da yeme bozukluğunun kişilik bozukluğuna zemin hazırladığı konusuna net bir açıklık getirilememiştir. Bu ilişkinin nedenlerini anlamak için boylamsal çalışmaların arttırılmasına gereksinim olduğu da aşikârdır.
Bu çalışmanın amacı kişilik bozuklukları ile yeme bozuklukları arasındaki ilişkilere genel bir bakış sunmaktır. Makalenin ilk bölümünde literatür taraması yapılarak yeme bozuklukları tanımı ve tarihçesi ile tanı ölçütleri hakkında bilgilere yer verilmiştir. Daha sonraki bölümlerde yeme bozukluklarının kısa etiyolojisi hakkında bilgiye, bulgulara, sonuçlara ve tartışmalara yer verilmiştir.
Anahtar kelimeler: Anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza, yeme bozuklukları, kişilik bozuklukları
GİRİŞ
YEME BOZUKLUKLARI TANIMI
Yeme bozuklukları tıbbi, sosyal ve psikolojik sorunlara yol açan, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen yeme davranış bozukluklarıdır. [1] Yeme bozuklukları şüphesiz ki değişik şekillerde yüzyıllarca var olmuş, ancak 1950’lerden bu yana yaygınlıkları giderek artmıştır. Bir sendrom ya da semptom kümesi olarak değerlendirilebilecek bu bozuklukların seyri öngörülebilir ve çoğunlukla tedaviye iyi yanıt verirler. Yeme bozukluklarına tanı koymak için kilo kaybının dereceleri, kilo ve beden imgesine karşı tutumlar gibi boyutsal niteliklerin ne olduğuna dair kesin sınırlar gerekir. [2]
Yeme bozuklukları Amerikan Psikiyatri Birliği (APA: American Psychiatric Association)’nin 2013 yılında yayınladığı DSM-V kriterlerinde tanımlanan anlamıyla, Anoreksiya nervoza (AN), bulmiya nervoza (BN), tıkınırcasına yeme bozukluğu (Binge eating disorder-BED), pika, geri çıkarma bozukluğu, kaçıngan/kısıtlı yiyecek alımı bozukluğunu içermektedir. Bu yeme bozukluklarının içinde en fazla öğrenci ve gençleri ilgilendiren anoreksiya nervoza ve bulimiya nevrozadır.
Yeme bozuklukları, yeme davranışı ve yemekle ilgili duygular ve düşüncelerin bireye ciddi boyutlarda rahatsızlık vermesiyle ortaya çıkar. Diyet yapma davranışı, yeme bozukluklarının gelişimine yol açan ortak uyarıcıdır. Kişinin yiyeceklere, kiloya ve görünüşe aşırı derecede takıntılı olma durumunun; sağlığına, ilişkilerine ve günlük aktivitelerine ters etki yapma derecesine kadar gitmesine neden olmaktadır. Yeme bozuklukları, sadece yiyecek ve ağırlık ile ilişkili değildir. Bedensel belirtiler ön planda gibi görünse de ciddi psikiyatrik sorunlarla birlikte ilerler. Oluşan bir yeme bozukluğu, içsel yaşanan karmaşaya dışsal bir çözüm getirmektir.
Yeme bozukluklarının oluş nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Etiyolojide biyolojik ve psikososyal nedenlerin birlikte rol oynadığı sanılmaktadır. Yeme bozukluklarının altında yatan sebepler; düşük benlik saygısı, depresyon, kontrol kaybı duygusu, değersizlik, kimlik karmaşaları, aile içi iletişimde problemler ile ilişkilendirilmektedir.
Genel olarak adolesan ve genç kadınları etkiliyor gibi görünse de her yaşta ve her cinsiyette kişinin yeme bozukluğu olabilir. Yeme Bozuklukları Akademisi (AED: Academy for Eating Disorders)’ne göre Amerika’da 10 milyon kadın ve 1 milyon erkek bireyin yeme bozukluğunun olduğu tahmin edilmektedir. Erkeklerde görülen yeme bozuklukları, tahminlerin aksine son 10 yılda iki katına çıkmıştır.[3] Özetle diyebiliriz ki; yeme bozuklukları tüm toplumlarda sık görülen, genellikle erken ergenlik döneminde başlayan ve erişkin dönemde de süren, yüksek kronisite gösteren (%25), uzun-süreli tedavi gerektiren, yeti yitimi ve ölüm oranları yüksek (%10-15) psikiyatrik bozukluklardandır.Yeme bozukluklarında yaşam boyu yaygınlık, anoreksiya nervoza (AN) için %0.1-2.1 (subklinik formlar için %10), bulimiya nervoza (BN) için %1-3 ve tıkınırcasına yeme bozukluğu (binge eating disorder) için %6 olarak bildirilmiştir.[4]
YEME BOZUKLUKLARI TARİHÇESİ
Yeme bozuklukları, Batı kültüründe kendini farklı bölgelerde farklı şekillerde gösterir. Helenlere kadar, Batı toplumlarında anoreksiya veya ölümüne açlık eğilimi gözlenmemiştir. Ama aşırı yeme ve oburluk, özellikle Antik Yunan’da sıklıkla görülmüştür. Bu tarz bir oburluğun şehir krallıklarının imparatorluğa bağlanması ile güçsüz konuma düsen ve inzivaya çekilen erkekler arasında yaygın olduğu söylenmektedir. Söz konusu kişiler, “polis” denilen kent devletleri üzerindeki söz haklarını kaybettiklerinin farkına vardıktan sonra, tüm enerjilerini ve hırslarını kontrol edebildikleri şeye yani vücutlarına yöneltirler. Bu dönemlerde aşırı yemeyi takip eden kusma epizotları da Yunanlılarda var olan davranışlardandır ve bulimiyanın ilk örneklerini teşkil eder. Aynı dönemlerde Avrupa’da hâkim olan inanış, bedeni dünyevî hayatta olduğundan kötü, şeytani olarak tanımlar. Bu şeytani bedene ise kutsal ruh
hapsolfnustur. Bedeni değerden düşürerek ruhu ortaya çıkarma hedefi, özellikle dönemin soyluları arasında yaygın hale gelir. Bunlardan biri anoreksik St. Jerome’dur. St. Jerome MS 383’de kendini açlıktan ölüme mahkûm etmiştir. Bu, tarihte bilinen ilk yeme bozukluğu sonucu ölüm vakasıdır. Roma İmparatorluğu’nun çöküşünü de kapsayan Orta-Çağ’da yeme bozukluklarının görülme oranında artış yaşanmıştır. Toplumlar savaşlara ve imparatorlukların
çatışmalarına odaklanmış, kadınlar kendilerine özen göstermeyi bırakıp evin bakımını üstlenen anaç kimliklerine bürünmüşlerdir. Ortaçağ’a ait kayıtlarda rastlanan anoreksiya vakalarından biri, babası tarafından istemediği bir evlilik yapmaya zorlanan bir prensestir. Aslında amacı sadece kralın kendini beğenmeyeceğini düşündüğü ölçülere ulasana dek zayıflamak olan prenses bu amaca ulaşmaya çalışırken hayatını kaybetmiştir. Ortaçağ’da yaşanan ve günümüze dek varlığı bilinen birkaç vaka, Rönesans’ta sıklıkla telaffuz edilir olmuştur. Bell, “Kutsal Anoreksiya” (1985) adlı kitabında 1206 ile 1934 yılları arasında 261 anoreksiya vakası tespit edildiğinden bahseder. Bu tespitlerden veya bu vakalardan 181’i 1200 ve 1600 yılları arasında yaşanmıştır.
Genellikle anoreksiya vakalarının altında yatan davranış eğilimi ve düşünce yapısı inançla bağlantılıdır ve bu bozukluklar ölüm oruçlarından ortaya çıkmıştır. Çünkü o dönemlerde kadınlara ancak annelikleri ve ailelerine bağlılıkları nispetince değer verilirdi. Zamanla, Rönesans’ı takip eden yıllarda kadınların dış görünüşleri ve sosyal hayattaki önemleri artmaya başladı. Bu dönemlerde özellikle zengin aileler yanlarına aldıkları ve ev islerinde çalıştırdıkları isçileri özenli bayanlar arasından seçmeye başladılar. Bu genç kızlar yemeden, içmeden çalışabilmeleri ile ünlenirlerdi ve bu ün, onların beslenme yetersizliği sonucu açlıktan ölmelerine yol açardı. Avrupa’da Sanayi Devrimi sonrası sayıları artan zengin, burjuva sınıfı kadınlar güzellikleri ve bakımları ile göze çarpardı. Bu dönemde, zayıf kadınlar takdir görmeye başlamışlardı. Doktorların İngiltere’de Siena’ lı Catherine olarak tarihe geçen kişi ile karşılaştıklarında anoreksiyayı keşfettikleri söylenir. Catherine doktorlara muhtaç olduğunu fark ettiğinde sadece otlarla/bitkilerle besleniyor ve sonrasında da kusabilmek için boğazına bir çubuk sokuyordu. Anoreksiya bundan sonra düşüşe geçer. Fakat dünya savaşları ile birlikte depresyon gittikçe daha yoğun bir tablo olarak karsımıza çıkar. Buna paralel olarak bulimiya da 1960’larla birlikte daha sık görülen bir hastalık haline gelir. Yani aslına bakarsak, özellikle anoreksiyanın çesitli belirtileri ile tarihte sıkça yer aldığını görürüz. Bu hastalığa anoreksiya tanısının koyulması ise 1870’lere denk gelir. Bulimiya da uzun yıllar boyunca özellikle kadınların zorlu bir savası olmuş ancak DSM’ ye (DSM, psikiyatrik-psikolojik sıkıntıların hastalık olarak kabul edilmesi için tüm dünyada klinisyenler tarafından standart olarak kullanılan ortak tanı dilidir) girişi ile birlikte daha belirgin olarak tanınmaya başlamıştır. Bununla beraber, 1960’larda hem anoreksiya hem de bulimiya adlarından sıkça söz edilen olgular değildi. Ancak 1960’lardan sonraki hızlı yükselişleri ile her iki bozukluk da epeyce dikkat çekti. Anoreksiya nervozanın edebî literatürde yerini alışı Hil’ de Brunch’ın 1973’te yayınladığı kitapla olmuştur (Eating Disorders: Obesity, Anorexia Nervosa and The Person Wit-hin). Bu kitap profesyonellerin dikkatini yeme problemleri üzerine çeken ilk çalışmadır. Hilde Brunch’ın 1978’de yayınladığı “The Golden Cage” (Altın Kafes) adlı kitap ise bu alandaki en önemli eserlerden biri olma vasfını hâlâ korumaktadır. Hilde Brunch, bu kitapta geç kızları altın kafeste hapsolmuş serçeye benzetmektedir. Serçenin seçilme nedeni, anoreksiyada saatlerce açlıktan kıvranan kişinin serçe kadar yemesine bağlanmaktadır. Kişinin altın kafeste olduğu belirtilirken bu açlığın ve zayıflığın kisi için ne denli önemli olduğu vurgulanmaktadır. “Hapsolma” ise, böyle bir rahatsızlığın, kişiye tamamen kapatıldığı hissi verdiğini vurgulamaktadır. Hilde Brunch’ ın bu önemli yapıtı yeme bozukluklarının televizyon ve sinema dünyasında da konu edilmesine neden olmuş, sinemaya da uyarlanan “Altın Kafes” milyonlarca seyirciye ulaşmıştır. 1970’lerdeki “ince vücut” vurgulu akımlar sonrasında, çok uzun yıllar öncesine dayanan yeme bozukluklarında gözle görülür bir artış yasanmış, bu artış 1980’de basımı yapılan DSM IV’ e “Yeme Bozuklukları” adlı ayrı bir kategorinin girmesine yol açmıştır. Yeme bozukluklarının ayrı bir kategori olarak karsımıza çıkması son 20 yılda klinisyenlerin de dikkatini çekmektedir. [5]
Anoreksiya nervozanın bilinen ilk tıbbi kaydı, 1869’da Richard Morton tarafından yayımlanmıştır. Bulimiya nervozanın psikiyatrik bir sendrom olarak tanınması yakın zamanda gerçekleşmiştir. İngiliz psikiyatrist G.F.M. Russell kavramı 1979’da önermiştir ancak DSM’ ye 1987 yılında alınmıştır. Bulimiya sözcüğü Yunanca bous (“öküz”) ve limos’tan (“açlık”) gelir ve “bir insanın öküzü bile yiyebileceği” şiddetindeki açlığı belirtmek için kullanılmıştır. [6]
YEME BOZUKLUKLARI DSM V-TANI ÖLÇÜTLERİ
Anoreksiya Nervoza DSM-V Tanı Kriterleri
Anoreksiya Nervoza: Bireyin kendini aşırı kilolu görmesi sonucu, yeme güdüsünü baskılaması.
- Gereksinimlere göre erke (enerji) alımını kısıtlama tutumu, kişinin yaşı, cinsiyeti, gelişimsel olarak izlediği yol ve beden sağlığı bağlamında belirgin bir biçimde düşük bir vücut ağırlığının olmasına yol açar. Belirgin bir biçimde düşük vücut ağırlığı, olağan en düşüğün altında ya da çocuklar ve gençler için beklenen en düşüğün altında olarak tanımlanır.
- Kilo almaktan ya da şişmanlamaktan çok korkma ya da belirgin bir biçimde düşük vücut ağırlığında olmasına karşın kilo almayı güçleştiren sürekli davranışlarda bulunması.
- Kişinin vücut ağırlığını ya da biçimini nasıl algıladığıyla ilgili bir bozukluk vardır, kişi, kendini değerlendirirken vücut ağırlığı ve biçimine yersiz bir önem yükler ya da o sıradaki düşük vücut ağırlığının önemini hiçbir zaman kavrayamaz.
Kısıtlayıcı Tür: Kişinin, son üç ay içinde, yineleyen tıkınırcasına yeme ya da çıkarma (örn. kendi kendini kusturma ya da iç sürdüren [laksatif] ilaçlar, idrar söktürücü [diüretik] ilaçlar ya da lavmanın yanlış yere kullanımı) dönemleri olmamıştır. Bu alttür, daha çok diyet yaparak, neredeyse hiç yemek yemeyerek ve/ya da aşırı spor yaparak kilo kaybedildiği görünümleri tanımlar.
Tıkınırcasına yeme/çıkarma türü: Kişinin, son üç ay içinde, yineleyen tıkınırcasına yeme ya da çıkarma (örn. kendi kendini kusturma ya da iç sürdüren [laksatif] ilaçlar, idrar söktürücü [diüretik] ilaçlar ya da lavmanın yanlış yere kullanımı) dönemleri olmuştur.
Bulimiya Nervoza DSM-V Tanı Kriterleri
Bulimiya Nervoza: Kontrolsüz ve aşırı yemek yeme ve bunu takip eden kusma, egzersiz, aç kalma atakları
A.Yineleyen tıkanırcasına yeme dönemleri aşağıdakilerden her ikisi ile belirlidir:
- Benzer koşullarda, benzer sürede, çoğu kişinin yiyebileceğinden açıkça daha çok yiyeceği, ayrı bir zaman biriminde (örn. herhangi iki saatlik bir sürede) yeme.
- Bu dönem sırasında yemek yemeyle ilgili denetiminin kalktığı duyumunun olması (örn. kişinin yemek yemeyi durduramadığı duygusu, ne ya da ne denli yediğini denetleyemediği duygusu).
- Kilo almaktan sakınmak için, kendi kendini kusturma, iç sürdüren (laksatif) ilaçları, idrar söktürücü (diüretik)ilaçları ya da diğer ilaçları yanlış yere kullanma, neredeyse hiç yememe ya da aşırı spor yapma gibi yineleyen, uygunsuz ödünleyici davranışlarda bulunma.
- Bu tıkınırcasına yeme davranışlarının ve uygunsuz ödünleyici davranışların her ikisi de, ortalama üç ay içinde, en az haftada bir kez olmuştur.
- Kendilik değerlendirmesi, vücut biçiminden ve ağırlığından yersiz bir biçimde etkilenir.
Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu DSM-V Tanı Kriterleri
Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu: Kompansatuar davranış olmadan belirli bir zaman içinde, benzer koşullarda ve benzer sürede, çoğu kişinin yiyebileceğinden daha fazla miktarda yemek
- Yineleyici tıkanırcasına yeme dönemleri. Bir tıkınırcasına yeme dönemi aşağıdakilerden her ikisi ile belirlidir:
- Benzer koşullarda, benzer sürede, çoğu kişinin yiyebileceğinden açıkça daha çok yiyeceği, ayrı bir zaman biriminde (örn. herhangi iki saatlik bir sürede) yeme.
- Bu dönem sırasında yemek yemeyle ilgili denetiminin kalktığı duyumunun olması (örn. kişinin yemek yemeyi durduramadığı duygusu, ne ya da ne denli yediğini denetleyemediği duygusu).
- Tıkınırcasına yeme dönemlerine aşağıdakilerden üçü (ya da daha çoğu) eşlik eder:
- Olağandan çok daha hızlı yeme.
- Rahatsızlık verecek düzeyde tokluk hissedene dek yeme.
- Bedensel açlık duymuyorken aşırı ölçülerde yeme.
- Ne denli yediğinden utandığı için kendi başına yeme.
- Daha sonra kendinden tiksinme, çökkünlük yaşama ya da büyük bir suçluluk duyma.
- Tıkınırcasına yeme ile ilgili belirgin bir sıkıntı duyulur.
- Bu tıkınırcasına yeme durumları, ortalama üç ay içinde, en az haftada bir kez olmuştur. [7]
ETİYOLOJİ
Yeme Bozukluklarının ortaya çıkışını etkileyen pek çok sosyokültürel, psikolojik ve biyolojik faktör bulunmaktadır. Zayıf ve çekici olmayla ilgili sosyal baskılar, güzellik standartları, sosyoekonomik düzey ve etnik köken, yemeyle ilgili uyumsal olmayan bilişler, acı veren duygularla başa çıkmada yiyeceklerin kullanılması, çeşitli aile dinamikleri ya da yapıları (müdahil olan aileler, etkileşimde karşılıklı bağımlılık ve gerginlik olan, mükemmeliyetçi, aşırı talepkar aileler), cinsel istismar, travmalar ve genetik yatkınlığın yeme bozukluklarının sebepleri arasında sayılmaktadır. Bu bozukluğa sahip olan bireylerde genel olarak duygusal açıdan açlık olduğu görülmektedir. Bununla birlikte diğerlerinden onay alma ihtiyacı, düşük benlik saygısı, sık sık ortaya çıkan depresif duygular ve kaygı yeme bozukluklarında belirgin olarak görülen özelliklerdir. [8]
BULGULAR
Kişilik değişkenleriyle yeme bozuklukları arasındaki ilişkiler bir yana; yeme bozuklukları ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişkiler de incelenmiştir. Yeme bozuklukları ile komorbidite gösteren psikolojik bozukluklardan birisi de kişilik bozukluklarıdır. Yeme bozukluklarına uyumsuz bir takım kişilik özelliklerinin eşlik etmesi, kuşkusuz ki bu boyutlardaki patolojilerin ortaya çıkabileceğini akla getirmektedir. Alan yazında yeme bozuklukları ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişkiyi inceleyen birçok araştırmaya rastlanmaktadır. Yapılan çalışmalarda, C kümesi kişilik bozukluklarının (kaygılı, korkulu özelliklerin yoğun olduğu), anoreksik hastalarda %0-26 arasında, B kümesi kişilik bozukluklarının (dramatik, duygusal özelliklerin yoğun olduğu) da bulimik hastalarda %2-50 arasında görüldüğü rapor edilmiştir [9]. 2002 yılında 176 yeme bozukluğu tanısı almış hasta ile yapılan bir çalışmada yeme bozukluğu tanısı almış her üç kişiden birinin kişilik bozukluğu tanı kriterlerini karşıladığı bulgulanmıştır. [10].
Bir başka çalışmada yeme bozukluğu olan hastaların %77’sinde bir veya daha fazla kişilik bozukluğu tanısı saptanmıştır. [11].
Başka bir araştırmada yeme bozukluğu olan hastaların %49’unda da kişilik bozukluğu tanısı görülmüştür. [12] Yeme bozukluklarının belirli kişilik bozukluğu kümeleriyle olan görülme sıklığına bakıldığında, yeme bozukluğu olan hastalarda %26 ile en çok C kümesi (kaygılı/korkulu küme) kişilik bozuklukları (örn., obsesif kompulsif kişilik bozukluğu, çekingen, bağımlı kişilik bozukluğu) görülürken B kümesi (dramatik, duygusal küme) kişilik bozukluklarının (örn., sınır kişilik bozukluğu, histrionik kişilik bozukluğu) yaygınlığı %10 oranında rapor edilmiştir. A kümesi (garip/ eksantrik küme) kişilik bozuklukları (örn., paranoid kişilik bozukluğu, şizoid kişilik bozukluğu) ise yeme bozukluğu olan hastalarda en az gözlemlenen küme olmuştur. [10].
1983-1998 yılları arasında yapılan 28 çalışmanın meta analizinde, yeme bozukluğu olan hastaların %58’inde bir kişilik bozukluğunun eşlik ettiği, bulimiya nervoza hastalarında B kümesi kişilik bozukluklarının (%44) ve bu kümeden sınır kişilik bozukluğunun (%31), anoreksiya nervoza hastalarındakine göre fazla olduğu, diğer taraftan C kümesi kişilik bozuklukları açısından anoreksiya nervoza (%45) ve bulimiya nervoza (%44) arasında bir fark bulunmadığı saptanmıştır. [13].
Araştırmalar tutarlı bir biçimde anoreksik hastalarda daha çok obsesif kompulsif kişilik bozuklukları (OKKB), bulimik hastalarda ise daha çok sınır kişilik bozukluğunun görüldüğünü ortaya koymaktadır. Diğer taraftan, tıkanırcasına yeme bozukluğunu inceleyen az sayıda araştırma, bu alt grup yeme bozukluğu ve birlikte görülen kişilik bozukluklarıyla ilgili daha karmaşık bir tablonun varlığına işaret etmektedir. [14]
Bulimiya Nevroza’lı insanlar, sıklıkla birlikte meydana gelen Eksen I (örn, duygudurum, endişe, madde kullanımı) ve Eksen II (örn. Sınırda kişilik, obsesif kompülsif) psikiyatrik bozukluklardan müzdariptir. [15]
Baskın Eksen II kişilik bozuklukları olan, özellikle B kümesi tipindekiler (sınır kişilik, narsistik, antisosyal, histriyonik), sıklıkla özellikle tedaviye dahil olmakta ve diğer grup üyeleri ile uygun şekilde ilişki kurmakta zorlanırlar. Belirgin kişilik bozukluğu olan kişiler tıkınırcasına yeme bozukluğu için, Eksen II belirtilerinin de aynı anda ele alınabileceği bireysel bilişsel-davranışçı terapiyi daha etkili bir şekilde alabilirler. [16]
SONUÇLAR VE TARTIŞMA
Kişilik bozuklukları ile yeme bozuklukları arasındaki ilişkilere genel bir bakış sunan bu makale, yapılan araştırmalar ve çalışmaların tutarlı olarak belirli kişilik bozukluklarının belirli alt tip yeme bozukluklarıyla birlikte görüldüğünü ortaya koymaktadır. Şunu diyebiliriz ki, yeme bozuklukları ile kişilik bozuklukları ile yüksek komorbidite göstermiştir.
Yapılan çalışmalar, yeme bozukluklarında kişilik özelliklerinin de etkili olduğunu göstermektedir. Bazı kişilik özellikleri kişilik bozukluklarının öncülü olabilmektedir. Yeme bozukluklarının kişilik bozukluğuna yol açtığı görüşü de savunulmaktadır. Şunu söyleyebiliriz ki kişilik bozukluğu görülen hastaların yeme patolojisi de gösterme ihtimalleri yüksek orandadır.
Tedavi programlarında aile de ele alınmalıdır. Yeme bozukluğunun altındaki kişilik özelliklerinin öncelikle anlaşılması gereklidir, yeme patolojisinin oluşumu ve oluştuktan sonraki tedavisi açısından güncel tedavisi çoklu bakış açısını kucaklama yönünde ilerlemelidir. Farklı teorilerin ve terapötik yaklaşımların deneyimlere ait birbirinden farklı ama eşit derecede değerli ve önemli boyutları da benimsenmelidir. Aynı zamanda yeme bozukları tedavi planlarında Eksen II bozukluğunun olup olmadığı detaylı olarak ve hassasiyetle incelenmelidir.
Tanı kategorilerinin daha kesin ve klinik olarak anlamlı olabilmesi için çabalara ve çalışmalara daha fazla yer verilmesi gerekmektedir.
KAYNAKÇA
- Fairburn CG, Harrison PJ. Eating disorders. Lancet 2003; 361:407-16.
- Andersen AE, Yager J (Çev: Bozkurt A) Yeme bozuklukları. Comprehensive Textbook of Psychiatry, Ed. Sadok BJ, Sadok VA. 8. Baskı. Ankara, Güneş Kitabevi, 2007:2002-22.
- Npistanbul, http://www.npistanbul.com/tr/sayfa/yeme-bozukluklari; 2017
- Altınyazar ve Maner 85. Anadolu Psikiyatri Derg. 2014; 15:84-88
- Sinirlioğlu, Ertaş, H. (2006). Yeme bozuklukları, anoreksiya, bulimia ve diğerleri; Psikoloji Dizisi/11, İstanbul: Timaş Yayınları;46-49
- Butcher J.,Mineka S.,M.Hooley J.( Çev; Gündüz O) Anormal Psikoloji, Kaknüs Yayınları:2011; 574-579
- Köroğlu E, (2014) Amerikan Psikiyatri Birliği, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı, Beşinci Baskı (DSM-5), Tanı Ölçütleri Başvuru El Kitabı, Hekimler Yayın Birliği, Ankara,2014;173-177
- Nolen- Hoeksema, S. (2004). Abnormal Psychology. New York: The McGraw-Hill Companies
- Varlık Özsoy, E. (2017). Yeme bozukluklarında kişilik özellikleri, International Journal of Social Sciences and Education Research, 3(1), 255-266.
- Godt, K. (2002). Personality Disorders and Eating Disorders the Prevalence of Personality Disorders in 176 Female Outpatients with Eating Disorders. European Eating Disorders Review. 10, (2) 102-109.
- Ro, O., Martinsen, E. W., Hoffart, A., ve Rosenvinge, J. (2005). Two-year prospective study of personality disorders in adults with longstanding eating disorders. InternationalJournal of Eating Disorders, 37, 112-118.
- Inceoglu, I., Franzen, U., Backmund, H., ve Gerlinghoff, M. (2000). Personality disorders in patients in a daytreatment program for eating disorders. European Eating Disorders Review, 8, 67-72.
- Düşünen Adam Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi 2010; 23:121-127
- Sansone, R. A., Levitt, J. L., ve Sansone, L. A. (2005). The prevalence of personality disorders among those with eating disorders. Eating Disorders: The Journal of Treatment and Prevention, 13, 7-21.
- Safer D., F.Telch C.,Y.Chen E. (Çev; Sart G), Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu ve Bulimia İçin Diyalektik Davranış Terapisi, Nobel Yayınları, Eylül 2013; 7-11
- Werne J. Editör; Yalom I. (Çev; Kastro R), Yeme Bozuklukları Terapisi, Prestij Yayınları, Ekim 2014; 215-218