Ötekileştirme ve Bekaret Olgusu

Yazıyı Paylaş :

Türk Dil Kurumu’nun internet üzerindeki Güncel Türkçe Sözlüğü’ nde “bakire” sözcüğünü arattığımızda “Cinsel ilişkide bulunmamış (dişi), kızoğlan, kızoğlankız,” açıklaması, “bekaret” sözcüğüne baktığımızda ise “kızlık, saflık, temizlik, masumluk”, “gibi anlamlar çıkmaktadır. Daha çok kullanılan “kızlık” sözcüğüne baktığımızda ise “cinsel ilişkide bulunmamış bayanın durumu, bir kadının evlenmeden önceki yaşantısıyla ilgili” tanımlar karşımıza çıkmaktadır. Şunu diyebiliriz ki cinsel ilişki/evlilik, Türkiye’de bekaretin ana ölçütlerini oluşturmaktadır.” Kızlık zarı” ise anatomik bir yapı söz konusudur. Bu tanımı da Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ nde arattığımızda “cinsel ilişkide bulunmamış kızların döl yolunu kısmen kapayan zar, himen” ifadesi yer almaktadır. Bu zarın da tıpkı bekaret gibi, cinsel ilişki ve bekaretin ayrılmaz birlikteliği ve evlilik ölçütleri ile tanımlandığı açıkça görülmektedir. Bu zarın tıpta adının konmasıyla ve tıp kurumunun da toplum üzerinde etkili bir güç elde etmesiyle bekaret isimli kontrol mekanizması ataerkil toplumlarda ciddi bir değişim geçirmiş ve doktorlar, kadınların bedenleri ve cinsellikleri üzerinde önemli ölçüde yetkiye sahip olmuşlardır.

Mary Daly, bekaretin ataerkil düzenin yarattığı bir kurgu, mitlerden biri olduğunu ileri sürmüştür.

Diğer çoğu ataerkil toplumda olduğu gibi, Türkiye’de de kadınlar, bedensel ve cinsel olarak birçok kontrol mekanizmasına maruz bırakılmaktadır. Namus kavramıyla ayrılmaz bir bütün oluşturan bekaret olgusu, bu kontrol mekanizmalarından en güçlülerinden biridir.

Türkiye’de bekaret ve namus kavramları birbiri ile iç içe geçmiştir. Nawal El Saadawi’ nin Arap toplumları için söylediği sözler, Türkiye için de geçerlidir: “Bizim Arap toplumumuzda çarpık bir namus kavramı vardır. Bir adamın namusu, ailesinin kadın üyelerinin himenleri sağlam olduğu sürece güvendedir. Namus, adamın kendi davranışlarından çok, ailedeki kadınların davranışlarıyla ilişkilidir.” (1980: 31) Kadın bedeni erkeğe ait olarak kabul edilmektedir. Kadına “sahip olan” erkek için “değerli olan” bir konuma sahiptir. Bu kadın bedeni erkeğin “soyunun devamı ve soyuna başka bir soyun karışmaması” için korunması beklentisine ilişkin bir sosyal anlamlandırmayı da içermektedir. Bu beklentiler gereği bedenin korunması görevi kadından daha fazla erkeğin görevi olarak görülmektedir. Patriarşik yapıda kadının “taşıyıcı” olduğu temel değer olan “namus” erkeğin koruması gereken “değerli olan” dır. Kadının bu “değerli veya namuslu” beden için temel görevi bekaretini koruma ve erkeğin soyunu başka bir soyla karıştırmama, erkeğin görevi ise bu namusu “korumak ve denetlemek” tir.

Türkiye’de kadının evlilik öncesi bekaret konumunu elinde bulundurması, sadece “bacaklarının arasındaki” zarı korumasına değil, toplum içindeki davranışlarına da bağlıdır. Özellikle erkeklerle ilişkilerinde son derece dikkatli davranmak zorunda olan kadınlar, uygunsuz görülen ve cinsel içerikli yorumlanan bir davranış sergilediklerinde ya da böyle bir dedikodunun malzemesi olup “milletin diline düştüklerinde”, ailelerinin namusunu lekeledikleri gerekçesiyle babaları, ağabeyleri, nişanlıları, kocaları, oğulları tarafından cezalandırılabilir hatta öldürülebilir. Bekâret ve cinsiyet yüklü tüm toplumsal değerlerin korunması için işlenen namus suçları kadınlar ve bedenleri üzerinde denetim kurma araçlarıdır ve kadınların çalışma, seyahat, beden, yaşam hakları gibi haklarını kısıtlamak için verilen cezalardır.

Kadınlara sistematik bir biçimde uygulanan psikolojik, ekonomik ve fiziksel şiddeti kapsayan kadına yönelik şiddet ise feminist hareketin doğuşuyla birlikte fark edilmeye, konuşulmaya başlanmıştır.

80’ler ve 90’lar Türkiye’de feminist hareketlerin ortaya çıktığı, bu hareketler içerisinde yer alan kadınların feminizmi tanımlamaya, mücadele alanlarını belirlemeye ve kendilerini anlatmaya çalıştıkları bir dönem olmuştur. Bu anlayışla bir grup feminist kadın bazı zamanlarda bir araya gelerek hayatlarını tartışıyor, diğer farklı kadınlarla da bilgi alışverişi ile birlikte ortak çalışmalar yapmaya çalışmışlardır. Ankara’da bir grup feminist kadın pembe kundaktan kurtarıp, dayanışma, iş birliği ile “Mavi Çorap” grubunu oluşturmuşlar ve sonrasında şiddete maruz kalan ve yalnız olmadıklarını göstermek amacıyla “Dolaşan Mavi Çorap” adında bir dergi çıkarmışlardır. Bu dergi ile duygusal, psikolojik, fiziksel şiddete maruz kalan kadınlara hukuksal boyutta ve psikolojik olarak destek sunmuşlardır. Eksik Etek dergisi çerçevesinde buluşan Mor Yazı kadın grubu, 1991 Aralık ayı itibariyle yayın hayatlarına başlamış ve erkek egemen kültüre eleştiri ve çözüm önerileri konusunda kadınların toplum içinde ekonomik ve siyasi yaşama katılımlarını engelleyen mekanizma ve zihniyetleri ortaya çıkarmayı hedeflemişlerdir. Bunun üzerine bir yazı yazılmış be bölücülük propagandası yaptıkları iddia edilerek tüm dergi çalışanları yargılanmıştır. Bu dönemde feminizm, kendi geleneği olan; yani her şeyi kapsamayan ve böyle teorilerden yola çıkmayan bir hareket olarak tanımlanıyordu. Mor Çatı dayağa karşı kadın dayanışmasının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu kampanya, sosyalist ya da diğer siyasal kimlikler dışında kalan farklı sınıf ve ideolojilerden kadınları bir araya getirmiştir. Bundan sonra da Türkiye’de farklı kadın örgütlerinin varlığı ve her birinin farklı işlevi olduğu kabul edilmeye başlanmıştır. Kadınlar, örgütler değil, sorunlar etrafında bir araya gelmeye başlamışlardır.

Bekaret muayenelerinin toplumsal gündemde 1980’lerde sorgulanmaya başlanması çok da tesadüfen olmamıştır. 1980 sonrasında güç kazanmaya başlayan feminist kadın hareketi, 1989 yılında Ankara’da farklı kadın örgütlerinin başlattığı, “Bedenimiz Bizimdir”, Cinsel Tacizi Durdurun” adlı büyük çaplı kampanyada bekaret muayenelerini açıkça sorunsallaştırmıştır.

1992 yılında okul müdürleri tarafından bekaret muayenesinden geçirilmesi istenen iki lise öğrencisinin kendilerini öldürmesiyle, konu hem ülke genelinde hem de uluslararası arenada bir anda dikkatleri üzerine çekmiştir.

1999’da kadın örgütlerinin konunun peşini bırakmaması ve medyanın konuya gösterdiği ilginin devam etmesi üzerine Adalet Bakanlığı bir genelge yayımlayarak bekaret muayenelerinin, kadının rızası olmadan ya da kadına zarar verecek ya da işkence edecek bir biçimde disiplin cezası gerekçesi olarak kullanılmayacağını ilan etmiştir (OMCT,2003).

“Kız değil” raporu verilen kadını ki özellikle yabancı uyruklu kadınları, seks işçisi gibi gören, kendi istekleriyle para karşılığı olmadan kendi istekleri neticesinde evlilik dışı cinselliği yaşayabileceklerini toplum ahlakı kabul etmemektedir. Kadın ailesinde, toplumda “suçlu” konumuna düşmekte, “orospu” olarak damgalamakta ve dışlanmaktadır.

Bekaret muayenesine zorlanan kadınların ne kadar ciddi bir psikolojik sarsıntı geçirdiğini anlayabilmek için, intihar eden lise öğrencilerini hatırlamak ve benzer olayları düşünmek yeterli olacaktır.

Kısacası, Türk toplumunda ve benzer geleneklere sahip olan diğer toplumlarda bekâret kavramının çok önemli olduğu görülmektedir. Böylece erkekler ergenliklerinden itibaren cinselliğe yönlendirilip teşvik edilirken, kadınlar ise cinsel anlamda baskılanmaya bekaretin evliliğe kadar korunması gerektiğine dair psikolojik baskılara maruz kalmaktadır. Bu baskılara rağmen ya da sonucunda bekâretini kaybeden genç kızlarda şok, suçluluk, kaygı, öfke, üzüntü, isteksizlik, ümitsizlik, günahkarlık, üzüntü, pişmanlık, suçlama duyguları ortaya çıkabildiği gibi, nefes darlığı, ağız kuruluğu, gürültüye karşı aşırı duyarlılık, kalpte sıkışma gibi fiziksel belirtiler de ortaya çıkmaktadır. İnanamama, Bunların yanı sıra düşüncelerde dağınıklık, hatalı ve yanlı, yüklü olumsuz düşünceler, çarpık veya hatalı düşünceler, dikkat dağınıklığı, unutma, rahatsız edici rüyalar gibi bilişsel sorunlar yaşandığı görülmektedir. Alkol ve madde kullanımı, yemek ve uyku bozuklukları, takıntılı davranma, dikkatsiz olma durumu, sosyal çevreden ve bekâreti anımsatan uyarıcılardan kaçma, kaçınma veya kızlık zarını diktirme gibi davranışsal durumlar da ortaya çıkabilmektedir. Bu bahsedilen duygusal, düşünsel ve davranışsal durumlar genç kadınların psikolojisini bozmaktadır. Bekâret kaybı yaşayan genç kadınlar yas tutma dönemi yaşayabilmektedir. Bu süreç doğal olarak yaşandığında, kişi bekâret kaybıyla sağlıklı bir şekilde baş edebilmekte, hislerini kabullenmekte ve doğal yaşamın bir parçası haline getirebilmektedir. Yas tutma süreci normal ve doğal olsa da zor bir süreç ve kabullenmek için doğru bilgilere, cesarete, zamana ve desteğe gereksinim duyulmaktadır.

 

Konuyla İlgili Diğer Yazılarım

1.Bölüm Ötekileştirme Olgusu Üzerine
2. Bölüm Ötekileştirme İdeolojisinin Psikanalitik ve Kitle Psikolojisi Söylemi
3. Bölüm Ruh Hastalıklarına Yönelik Ötekileştirme ve Damgalama (Stigma)
5. Bölüm “Ötekileştirme” Kavramına Ruhsal Hastalıklar Ve Bekaret Olgusu Açısından Psikolojik Bir Bakış / Sonuç


Yazıyı Paylaş :


Bir cevap yazın